MENU

Eşek Kadar Olamazsak, Yuh Bize!

CNBC-e Business, Türkiye’de Yaşama En Uygun Şehirler

07 Eylül 2009 Yorumlar (2) Okunma: 950 Serbest Bölge

Senin İstifa Ettirdiğini Biz de İstifa Ettirdik!

Bugün yine ilgimi çeken Osmanlı Dönemi ile ilgili bir yazı oldu ve herzaman olduğu gibi paylaşmak istedim. İlk okuduğumda biraz mantığıma yatmamıştı ama sonradan düşününce oturdu tam olarak. İnsanların doğru değerleri bulup onlara sıkı sıkıya bağlı kalması ne kadar ciddi ve gerekli bir durum!
———-

Mehmet Akif yaşadığı bir hatırasını şöyle nakletmektedir :

Mehmet Akif, sabah namazını kılmak için Ayasofya Camii’ne gider. Camiye oldukça erken gelmiştir. Orada gözyaşı içinde yalvarıp yakaran birini görür. Üç gün üst üste aynı zat’ı sabah namazında aynı yerde hep ağlarken göz yaşı dökerken bulur. Akif, adamın bu haline dayanamaz adama sokularak “ Dostum, Allah’ın rahmetinden bu kadar ümidini kesme . Zira Allah’tan kafirlerden başka hiç kimse ümidini kesmez “ der. Adamın konuşmaya mecali yoktur. El harketiyle başımımdan git, beni meşgül etme der. Fakat Akif kararlıdır, bu adamı bu kadar ağlatan şeyin ne olduğunu öğrenmek ister. Adamın yanından ayrılmaz vede ısrarla niçin böyle ağladığını sorar. Adam, başından geçenleri bir bir anlatmaya başlar.

– “Ben ordu mensubuydum. Abdülhamid zamanında orduda binbaşı idim. Bir gün babamın ölüm haberin aldım. Babam servet sahibi zengin bir insandı. Bağları bahçeleri vardı. O ölünce bütün bu mallara benim sahip çıkmam gerekiyordu. Ordudan ayrılıp işlerimin başına dönmeye karar verdim. Durumumu anlatan bir dilekçeyle saraya müracat ettim. Bir kaç gün sonra dilekçeme cevap geldi “ istifanız kabul edilmemiştir “ diye. Bunun üzerine ikinci bir dilekçe yazarak Sadarete baş vurdum. Oradan da aynı cevap geldi. Başka bir yol kalmadığı için durumumu anlatan bir mektupla doğrudan Hünkara başvurdum. Oradan da gelen cevap aynı oldu. Bu defa hünkarla bizzat görüşme talebinde bulundum, beni kabul buyurdular. Durumumu yüz yüze hünkara tekrar anlattım. Hiç cevap vermediler ve bir müddet sessiz durdular. Ben ısrar edincede “ Peki istifanı kabul ettik “ dediler. Elinin tersiyle de, gidebilirsin işaretini verdiler. İstifamı istemiyerek benim ısrarım üzerine kabul ettikleri hünkarın mimiklerinden belli oluyordu. Huzurdan çıktım artık serbesttim. Malımın mülkümün başına geçebilecektim.

O gece bir rüya gördüm;
Rüyamda; Allah Rasulü ordumuzu teftiş ediyordu. Etrafında 4 halife ile birlikteydi. Bir adım geride de Abdülhamid Han hazretleri el pençe, edep içinde divan duruyordu. Bölük bölük tabur tabur askerler geldi ve geçti, Allah Rasulu onları memnun yüz aydınlığı içerisinde teftiş ettiler. Bir aralık dağınık bir tabur geçmeye başladı. Başlarında kumandanları yoktu. Biraz dikkat edince taburumu tanıdım. Darma dağınık geçiyorlardı. Efendimiz mübarek yüzlerini Abdülhamid’e döndürdü. Abdülhamid başını eğmiş olduğu halde, “Ya Resulullah ısrarla istifasını istedi. Neticede de istifa etti.” cevabını verdi. Allah Rasulü elinin tersiyle “Senin istifa ettirdiğini bizde istifa ettirdik” dediler. Dünyam başıma yıkılmıştı ve o gün bugün ben hep böyleyim. Şimdi, söyle bana, ben ağlamayayım da kimler ağlasın ?” diyordu…

Etiketler:, , , , , ,

2 Responses to Senin İstifa Ettirdiğini Biz de İstifa Ettirdik!

  1. Kemal ONUR dedi ki:

    @Cihan, teşekkürler. Zaten söylenmesi gerekenleri söylemişsin:) Sana katılmanın dışında şunu söylemek isterim;
    İnsanlar eğer belli başlı kural ve sınırları takip ediyorsa yolundan şaşmaz. Bu bir aracın trafik kurallarına uyması gibidir. Uyarsanız doğru yolu bulursunuz ve doğru sonuca ulaşırsınız. Peki ya yanlış yoldaysanız? 🙂 İşte o kişilere Allah yardım etsin, hiç bir zaman üstünlük ve fazla özgüven duygusu insana kazandırmaz. Ne yaptığınızı iyi bilin fakat etrafınıza karşı da 3 maymunu oynamayın. Dilerim hayat boyu doğru kararlar veririz…

  2. Cihan dedi ki:

    Millete hizmet, milletin içinde bulunduğu şartlara göre bazen maldan hatta candan bile vazgeçmeyi gerektirebilir. Eğer candan bile vazgeçmeyi gerektirebilecek şartlar var ise, (mesela vatan müdafası bunların en başındadır) ve göreviniz bunu gerektiriyorsa. Bu sorumluluğu üstlenmekten dünya malı endişesiyle kaçınmak, bizi Allah Teala’nın şu ayetiyle karşı karşıya getirir.

    Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurduki:

    ” De ki: Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız meskenler size Allah’tan, Resulünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.”
    (Tevbe:24)
    Tabi işin bir de emre itaat boyutu vardır. Allah Teala’nın rızasını gözeterek millete idareci olmuş kişilerin (özellikle vatan, millet gibi hususlarda) emirlerini göz ardı etmek ya da onların emirleri hususunda şartları çok zorlamak kişiye ziyandan başka bir şey kazandırmaz.

    Allah Teala Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurduki:

    ” Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah’a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (Nisa:59)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir