MENU

Real Madrid ve Hayaller

Mehdi ve Deccal Şahs-ı Manevi Midir?-2

20 Ağustos 2009 Yorumlar (2) Okunma: 498 Serbest Bölge

Mehdi ve Deccal Şahs-ı Manevi Midir?

Bugün sizlere birkaç gün önce rastgeldiğim bir makaleyi aktarmak istedim. Uzun zaman oldu yazmayalı bu yüzden fazla uzatmadan makaleyi aktarmak isterim. Bazı kısımlarında açıklama mahiyetinde eklemeler yaptım ve kimi kısımlarda düzetmeler var. Bu alıntı makale yıllardır süregelen ve merak edilen bir konu hakında. Deccal ve Mehdi acaba gerçek kişilikler mi yoksa manevi şahıslar mı? Buna verilen bir cevap, makalesi şöyle;
——

Deccal

Mehdi ve Deccal

Hadislerde ahirzamanda(günümüz) çıkacak bu şahıslar öyle tasvir edilmiştir ki, hadislerin te’vilsiz(açıklama/tesfir), zahirî manalarını aynen kabul etmek zordur. Çünkü belirtilen tarifde normal insan bulmak mümkün değildir. Bediüzzaman(Said Nursi), bu durumdan hareketle bu ahirzaman şahsının, o büyük işleri çevirecek cemaatlerin lideri olacaklarını, cemaat kuvvetiyle yapılacak icraatların, hadislerde, onların temsilcisi durumunda olan “Deccal” ve “Mehdi“ye nisbet edilerek beyan edildiğini belirtir. Bediüzzaman‘a has bu yorumda, ferd olarak Mehdi’yi veya Deccal’i inkâr mevzubahis değildir. Onlara verilen görevlerin, onları bayraklaştırmış olan cemaatler, komiteler tarafından gerçekleştirileceği söylenmiş olmaktadır.
Bediüzzaman’ın seleflerinde rastlanmayan diğer bir yoruma göre, Mehdi ve Deccal’le ilgili ihtilaflı rivayetler arasında ihtilaf mevcut değildir. Bu durum, her asırda çıkacak o manadaki şahısların farklılıklar arzedecek vasıflarını beyandır. Bu vasıfları bir kişide aramak mümkün değildir. Eserlerinde farklı yerlerde bu meselelere yer verir. Onlardan birkaç

Bediüzzaman Said Nursi

Bediüzzaman Said Nursi

iktibas yapacağız:
Sual: Ahirzamanda Hazret-i Mehdi geleceğine ve fesada girmiş âlemi ıslah edeceğine dair müteaddit rivayat-ı sahiha var. Halbuki şu zaman, cemaat zamanıdır; şahıs zamanı değil! Şahıs ne kadar dahi ve hatta yüz dahi derecesinde olsa, bir cemaatin mümessili olmazsa, bir cemaatin şahs-ı manevîsini temsil etmezse; muhalif bir cemaatin şahs-ı manevîsine karşı mağlubdur. Şu zamanda -kuvvet-i velayeti ne kadar yüksek olursa olsun- böyle bir cemaat-i beşeriyenin ifsadat-ı azimesi içinde nasıl ıslah eder? Eğer Mehdi’nin bütün işleri harika olsa, şu dünyadaki hikmet-i İlahiyyeye ve kavanin-i adetullah’a muhalif düşer. Bu Mehdi meselesinin sırrını anlamak istiyoruz?
Elcevap: Cenab-ı Hak; kemal-i rahmetinden, Şeriat-ı İslamiyye’nin ebediyetine bir eser-i himayet olarak, her bir fesad-ı ümmet zamanında, bir muslih veya bir müceddit veya bir halife-i zîşan veya bir kutb-u âzam veya bir mürşid-i ekmel veyahut bir nevi Mehdi hükmünde mübarek zatları göndermiş(her kötü zamana bir manevi kişilik yahut kutsal kitap indirilmiştir); fesadı izale edip, milleti ıslah etmiş; Din-i Ahmedî’yi (aleyhissalâtu vesselâm) muhafaza etmiş. Madem âdeti öyle cereyan ediyor; ahirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hakim, hem müdhi, hem mürşid, hem kutb-u âzam olarak bir zat-ı nuranîyi gönderecek; ve o zat da, Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır. Cenab-ı Hak, bir dakika zarfında beyne’ssema ve’l-arz alemini bulutlarla doldurup boşalttığı gibi, bir saniyede denizin fırtınalarını teskin eder ve bahar içinde bir saatte yaz mevsiminin nümunesini ve yazda bir saatte kış fırtınasını icad eden Kadir-i Zülceal; Mehdi ile de, âlem-i İslam’ın zulümatını dağıtabilir. Ve vaadetmiştir, vaadini elbette yapacaktır. Kudret-i İlahiyye noktasında bakılsa, gayet kolaydır. Eğer daire-i esbab(sebebpler dairesi) ve hikmet-i Rabbaniye noktasında düşünülse, yine o kadar mâkul ve vukua layıktır ki, “Eğer Muhbir-i Sadık’dan rivayet olmazsa dahi, herhalde öyle olmak lazım gelir ve olacaktır” diye ehl-i tefekkür hükmeder. Şöyle ki:
اَللّهُمَّ صَلِّ عَلى سَيِّدِنَا مُحَمّدٍ وَعلى آلِ سَيِّدِنَا مُحَمّدٍ كَمَا صَلَّيْتَ عَلى اِبْرَاهِيمَ وَعلىآلِ اِبْرَاهِيمَ في الْعَالَمِينَ اِنَّكَ حَمِيدٌ مَجِيدٌ

Kabe

Kabe

Felillahil hamd duası -umum ümmet, umum namazında, günde beş defa tekrar ettikleri bu dua- bilmüşahede kabul olmuştur ki; Al-i Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm), Al-i İbrahim aleyhisselam gibi öyle bir vaziyet almış ki, umum mübarek silsilelerin başında, umum aktar ve asarın mecmalarında o nuranî zatlar kumandanlık ediyorlar [19] (Haşiye) Ve öyle bir kesrettedirler ki; o kumandanların mecmuu, muazzam bir ordu teşkil ediyorlar. Eğer maddî şekle girse ve bir tesanüd ile bir fırka vaziyetini alsalar, İslamiyet dinini milliyet-i mukaddese hükmünde rabıta-i ittifak ve intibah yapsalar, hiçbir milletin ordusu onlara karşı dayanamaz! İşte o pek kesretli, o muktedir ordu, Al-i Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)’dir ve Hazret-i Mehdi’nin en has ordusudur.
Evet, bugün tarih-i âlemde hiçbir nesil, şeçere ile ve senedlerle ve an’ane ile birbirine muttasıl ve en yüksek şeref ve âli haseb ve asil neseb ile mümtaz hiçbir nesil yoktur ki, Al-i Beyt’ten gelen seyyidler nesli kadar kuvvetli ve ehemmiyetli bulunsun. Eski zamandan beri bütün ehl-i hakikatin fırkaları başında onlar ve ehl-i kemalin namdar reisleri yine onlardır. Şimdi de, kemiyeten milyonları geçen bir nesl-i mübarektir. Mütenebbih ve kalpleri imanlı ve muhabbet-i Nebevî ile dolu ve cihandeğer şeref-i intisabiyle serfirazdırlar. Böyle bir cemaat-i azime içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek ve uyandıracak hadisat-ı azime vücuda geliyor. …

Devamını ayrı bir makalede yazmak istiyorum.

==> Mehdi ve Deccal Şahs-ı Manevi Midir?-2

Etiketler:, , , , ,

2 Responses to Mehdi ve Deccal Şahs-ı Manevi Midir?

  1. Cihan dedi ki:

    Veliler, alimler ve tabi ki Hz. Resulullah (s.a.v) Efendimiz’in temiz,pak ve şerefli soyundan geleceği bildirilmiş olan Hz. Mehdi (a.s); sonuçta hepsi Allah (c.c.) rızasına giden yolda birer vesiledir. Allah (c.c.) Kur’an’ı Kerim’de mealen buyurdu ki:
    “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının, ona yaklaşmaya vesile arayın ve onun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz.” (Maide 35.)
    Önemli olan Allah’ın (c.c.) bizden razı olmasıdır. O’nun rızasını kazanmak ve imanla ahirete kavuşmaktan daha büyük saadet yoktur. Bu saadeti kazanmanın yolu da elbette Hz. Muhammed Efendimiz’in (s.a.v) ve peygamberlerin mirasçıları olduğunu bildirdiği alimlerin, Allah dostlarının yolunda olmak, onlarla birlikte bulunmaktır.
    İmama-ı Rabbani (k.s.) hazretleri Mektubat adlı eserinde buyurdu ki:”Hz. Mehdi velayetin en yükseğindedir.”(s.357. 251. mektuptan)
    Peygamber Efendimiz (s.a.v) (Hz. İbn-i Mes’ud’dan r.a) rivayet edilen bir hadis-i şeriflerinde buyurdu ki:
    “O (Mehdi) arza sahip olur ve kendisinden önce baskı ve zulümle dolu olan arzı, doğruluk ve adaletle doldurur. Sizden veya sonra gelenlerden birisi ona yetişirse, kar üzerine sürünerek dahi olsa, gelsin ona katılsın! Muhakkak ki onlar hidayet sancaklarıdır.”
    Allah(c.c.) cümlemizi sırat-ı mustakimden ayırmasın (Amin)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir