MENU

ESHOT Kişiselleştirilmiş Elektronik Kentkartlar’ın Devri 1 Mart’da Başlıyor…

Iğdırlı Onbaşı Hasan; Peygamber Ocağımızın Serhat Nöbetçisi…

09 Mart 2010 Yorumlar (1) Okunma: 916 Serbest Bölge

İngiltere’nin Tarihi Hakkında (Kim Demiş Tarih Sıkıcıdır Diye?:) )

İngiltere - LondonGerçekler acıdır derler ya hep, hakikaten doğru 🙂 Ama acı tarafı bize değil doğrusu, onun için bu kadar gülüyorum. Okuyunca eminim siz de benim kadar şaşırıp, gülecekseniz. İngilizlerle ilgili bir “hikâyecik” paylaşacağım sizinle. Ama önce İngiltere’yi, İngilizleri biraz tanıyalım:


Bilinen ilk yerlileri “Keltler”’dir. “Romalılar”, Batı Avrupa’yı istila ederken bu arada İngiltere’yi de aradan çıkarıp adına da “Britanya” demişler. 4 yy. boyunca Roma hâkimiyetinde kalmasına rağmen halk bu durumu çok da umursamamış. Romalılardan pek etkilendikleri söylenemez. 5.yy.dan itibaren ANGLOS ve SAKSON halklarından oluşan ANGLOSAKSON akınlarına uğradıktan sonra yerli halk dağlara göç etmek zorunda kalmış. Tabi bu arada kendi kültürlerini büyük ölçüde kaybedip Anglosakson kültürü altına girmişler. Hatta dipnot olarak söylemek gerekirse şu anda İngiltere’de kullanılan hukuk sisteminin adı da ANGLOSAKSON HUKUK SİSTEMİ’dir. Hani şu avukatın davalı etrafında dönüp dönüp soru sorduğu, sonra onu köşeye sıkıştırıp suçunu itiraf ettirdiği, toplumun vicdanı rahat eder mi etmez mi diye hiç düşünmek zorunda kalmadıkları, birebir toplumun vicdanını mahkemede JÜRİ olarak oturttukları hukuk sistemi işte. Ne kadar etkilendikleri ortada…
Velhasıl… İngiliz yerli halkı dağlara göç ettikten sonra birçok ülke tarafından sömürülmüş. Sömürüle sömürüle o zamanların zavallı insanları sömürmeyi de öğrenmişler. Şu anda birçok sömürgesinin olması, savaşlara öldürücü silahlarla destek çıkması aslında tarihlerinin öcünü alır nitelikte bir davranış biçimi.
Gelelim hikâyeciğimize;
Bir dahaki sefere ellerinizi yıkarken suyun sıcaklığı tam istediğiniz gibi değilse eskiden İngiltere’de bu işlerin nasıl yapıldığını düşünün. 1500’lerde İngiltere’de işler şöyle yapılıyordu:
İnsanların çoğu haziranda evleniyordu. Çünkü SENELİK BANYOLARINI mayıs ayında yapıyorlar, haziranda da hala çok kötü kokmuyorlardı (ama sadece çok kötü 🙂 ) Ama yine de kokmaya başladıkları için gelinler vücutlarından çıkan kokuyu bastırmak amacıyla ellerinde bir buket çiçek taşıyordu.
Banyolar içi sıcak suyla doldurulmuş büyük bir fıçıdan meydana geliyordu. Evin erkeği temiz suyla yıkanma imtiyazına sahipti. Ondan sonra oğulları ve diğer erkekler, daha sonra kadınlar, sonra çocuklar ve en son olarak da bebekler AYNI SUDA yıkanıyordu. Bu esnada su o kadar kirli hale geliyordu ki içinde gerçekten bir şeyleri kaybetmek mümkündü. İngilizcede “banyo suyuyla birlikte bebeği de atmayın” ( DON’T THROWModern İngiltere THE BABY OUT WITH THE BATH WATER ) 🙂 deyimi buradan gelmektedir.
Evlerin çatıları üst üste yığılmış kamıştan yapılıyor, kamışların altında tahta bulunmuyordu. Burası hayvanların ısınabilecekleri tek yer olduğu için bütün kediler, köpekler ve diğer küçük hayvanlar (fareler, böcekler vb.) çatıda yaşıyordu. Yağmur yağdığı zaman çatı kayganlaşıyor ve bazen hayvanlar kayarak çatıdan aşağı düşüyordu. İngilizcedeki “kedi-köpek yağıyor” (IT’S RAINING CATS AND DOGS) deyimi buradan gelmektedir.
Yukarıdan evin içine düşen şeyleri engelleyecek hiçbir şey yoktu. Böceklerin ve buna benzer nesnelerin yatakların içine düşmesi büyük bir sıkıntı oluşturuyordu. Etrafında yüksek direkler ve üstünde örtü bulunan İngiliz usulü yataklar buradan gelmektedir.

Zemin topraktı. Sadece zenginlerin zemini topraktan başka bir şeyden yapılmıştı. Toprak kadar fakir ( DIRT POOR ) tabiri buradan çıkmıştır. Zenginlerin ahşaptan yapılmış zeminleri vardı. Bunlar kışın ıslandığı zaman kayganlaşıyordu. Bunu önlemek için yere saman (THRESH) seriyorlardı. Kış boyunca saman sermeye devam ediliyordu. Bir zaman geliyordu ki kapı açılınca saman dışarıya taşıyordu. Buna mani olmak üzere kapının altına bir tahta parçası konuyordu ki bunun adı (THRESH HOLD) (“saman tutan” Türkçesi ‘eşik’) idi.

Parası olanlar kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabaklar alabiliyordu. Asidi yüksek olan yiyecekler kurşunu çözerek yemeğe karışmasına sebep oluyor, böylece gıda zehirlenmelerine ve ölüme yol açıyordu. Domatesle buna sık sık sebep olduğu için bundan sonraki 400 yıl boyunca zehirli olduğu düşünülmüştü. Çoğu insanın kalay-kurşun alaşımından yapılmış tabakları yoktu. Onun yerine tahta tabaklar kullanılıyordu. Çoğu zaman bu tabaklar bayat ekmekten yapılıyordu. Ekmekler o kadar bayat ve sertti ki uzun zaman kullanılabiliyordu. Bunlar hiçbir zaman yıkanmadığı için içinde kurtlar ve küfler oluşuyordu. Kurtlu ve küflü tabaklardan yemek yiyen insanların ağızlarında “tabak ağzı” (TRENCH MOUTH) denen hastalık ortaya çıkıyordu. Ekmek itibara göre bölüşülüyordu. İşçiler yanık olan alt kabuğu, aileler orta kısmı, misafirler de üst kısmı alırdı.
Bira ve viski içmek için kurşun kadehler kullanılıyordu. Bu bileşim insanları bazen birkaç gün şuursuz vaziyette tutabiliyordu. Yoldan geçen insanlar  bunların öldüğünü sanıp defnetmek için hazırlık yapıyordu. Bunlar birkaç gün süreyle mutfak masasının üzerinde yatırılıyor, aile etrafına toplanıp yiyip içerek uyanıp uyanmayacağına bakıyordu. Buna “uyanma nöbeti” deniyordu. İngiltere eski ve küçük bir yerdi, insanlar ölülerini gömecek yer bulamamaya başlamıştı. Bunun için mezarları kazıp tabutları çıkarıyor, kemikleri bir “kemik evi” ne götürüyor ve mezarı yeniden kullanıyorlardı. Tabutlar açıldığında her 25 tabuttan birinde içeriden kazıntı izleri olduğu görüldü.
BÖYLECE İNSANLARIN DİRİ DİRİ GÖMÜLDÜĞÜ ORTAYA ÇIKTI…
Buna çözüm olarak cesetlerin bileklerine bir ip bağlayıp bu ipi tabuttan dışarıya taşıyarak bir çana bağladılar. Bir kişi bütün gece boyunca mezarlıkta oturup zili dinlerdi. Buna mezarlık nöbeti “GREVEYARD SHIFT” denirdi. Bazıları zil sayesinde kurtulur (“SAVED BY THE BELL”) bazıları da ölü zilci (“DEAD RINGER”) olurdu.
Gerçekler bunlar. Kim demiş tarih sıkıcıdır diye…

ORJİNAL METİN:
Weird history.
Next time you are washing your hands and the water temperature isn’t just how you like it , think about how things used to be.Here are some facts about the 1500s.
Most people got married in junebecause they took theiryerly bath in may and stil smelled pretty good by june.However , they were starting to smell, so brides carried a boquet of flowers to hide the body odor. Baths consisted of a big tubfilled with hot water. The man of  the house had the privilege of the nice clean water, then all the other sons and men, then the women and finally the children, last of all the babies.By then the water was so dirty you could actually lose someone it.Hence the saying, “DON’T THROW THE BABY OUT WITH THE BATH WATER.”
Houses had thatched roofs-thick strawpiled high, with no wood underneath.It was the only place for animals to get warm, so all the dogs, cats and other small animals(mice, bug) lived in the roof.When it rained it became slippery and sometimes the animals would slip and fall off the roof.Hence the saying “IT’S RAINING CATS AND DOGS”
There was nothing to stop things from falling into the house. This posed a real problem in the bedroom where bugs and other droppings could really mess up your nice clean bed. Hence a bed with big posts and sheet hung over the top affored some production.That’s how canopy beds came  into existence.The flor was dirt . Only the whealty had something other than dirt, hence the saying “dirt poor.”
The whealty had slate floors that would get slippery in the winter when wet so they spread thresh (straw) on the floor to help keep their flooting. As the winter wore on, they kept adding more thresh until when you opened the door it would all start slipping outside.A piece of wood was placed in the entranceway, hence a “TRESH HOLD”.
Those with money had plates made of pewter.Food with a high acid content caused some of the lead to leach onto the food, causing lead poisoning and death.This happened most often with tomatoes, so fort he next 400 years or so, tomatoes were considered poisonous.
Most people did not have pewter plates, but had trenchers, a piece of wood with the middle scooped out like a bowl. Often trenchers were made from stale bread which was so old and hard that they could be used for quite some time. Trenchers were never washed and lot of times worms and mold got into the wood and old bread. After eating off wormy, moldy trenchers, one would get “TRENCH MOUTH”.
Bread was divided according to status. Workers got the burnt bottom of the loaf, the family got the middle, and guests got the top, or “upper crust”.
Lead cups were used to drink ale or whiskey.The combination would sometimes knock them out for a couple of days. Someone walking along the road would take them for dead and prepare then for burial. They were laid out on the kitchen table for a couple of days and the family would gather around and eat and drink and wait and see if they would wake up. Hence the custom of holding a “WAKE”.
England is old and small and the local folks started running out of places to burry people. So they would dig up coffins and would take the bones to a “BONE HOUSE” and reuse the grave. When reopening these coffins, 1 out of 25 coffins were found to have scratch Marks on the inside and they realized they had been burying people alive. So tehy thought they would tie a string on the wrist of the corpse, lead it through the coffin and up through the ground and tie it to a bell. Someone would have to sit out in the graveyard all night ( the “GRAVEYARD SHIFT” ) to listen to fort he bell; thus, someone could be “SAVED BY THE BELL” or was considered a “DEAD RINGER.”
And that’s the truth…(Whoever said that history was boring?…)

Etiketler:,

One Response to İngiltere’nin Tarihi Hakkında (Kim Demiş Tarih Sıkıcıdır Diye?:) )

  1. taha dedi ki:

    kardeş benm düşündüklerime tam bir cevap dı teprikler tek kelime ile harika işte onlar burada anlatılanların 10 kat daha pisiler bide medeniyet diye konuşurlar:)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir