MENU

CNBC-e Business, Türkiye’de Yaşama En Uygun Şehirler

Bu Alan Koduna Dikkat!

09 Eylül 2009 Yorumlar (8) Okunma: 1758 Serbest Bölge

Abdülhamid Hakkında Yanlış Bilinen 10 Şey

image

Abdülhamid Han

Abduülhamid Han, Osmanlı Devleti‘nin son padişahı ve siyasi konuda belkide en bilgililerinden. Yanlış bilmiyorsam Osmanlı’yı tam 33 yıl yönetti ve bu zamanlar Osmanlı’nın en kötü zamanlarıydı. Yani bir mucize bunca yıl ayakta kalmak… Zaten araştıranlar da bilirki son zamanlarda kendi birşey yapmayacağını anlamış eli kolu bağlanınca bu sefer bir kurtarıcı arayışına düşmüştür. Bu bilgili ve cesur insan güvendiği bağlantılar yolu ile Mustafa Kemal Atatürk‘e ulaşmış ve hakkında verilen güvene itimat ederek ona gereken desteği sağlayarak vatanı kurtarma güvencesi almıştır! Lanse edilmeye çalışıldığı gibi Osmanlı gerici, ilkel, eğitim ve ekonomide geri kalmış, barbar bir toplum değil aksine; temizliği, düzeni, adaleti, huzuru, teknolojiyi, eğitimi …. dünyaya yaymış ve bu konularda öncülük ederek örnek olmuştur! İnkarı mümkün değildir, her alanda olduğu gibi birçoğumuz bu konuda da Osmanlı ve eski büyüklerimiz hakkında yanlış bilgilerle dolduruluyoruz. Sonra kendi tarihimize küstürülüp ondan koparılıyoruz. Bunun sonunda ise ne olduğumuzu unutup başka kültürleri benimsiyoruz. Bunun en güzel göstergesi ise son yıllardaki mesnetsiz cahil-cümbelek tartışmalar. Hep bir üstünlük çabası ve ayrılık tohumları var ruhumuzda. Öyleki Allah rızası için bir karşılık beklemeden iş yapanlara suçlu muamelesi yapılarak çeşitli etiketler yapıştırılmakta. Buradan sesleniyorum, kendimizi bilelim, birşeyi inkarda ediyorsak savunuyorsak da önce tanıyalım, tarafsız olarak! En başta karşımızdakine saygı gösterelim ve tartışmalardan kendimize pay çıkaralım. Şimdi sizlere bu bilinçli beyin yıkama olaylarının bir  ürünü olan tarihi sapıttırmayı görev edinmişlerin cevaplarını dinleteceğim.  🙂 Yanlış bilinen bir çok şey aslında doğruymuş, diyeceğinizi ümit diyorum.

1.Kızıl Sultandı:
Bu iddia, Albert Vandal adlı bir Fransız yazar tarafından ortaya atılmıştı. Atılış sebebi de, Abdülhamid’in Ermeni isyanlarını bastırtmış olmasıdır. Başta İngiltere ve Fransa olmak üzere Avrupa kamuoyunda Abdülhamid’in kan dökücü bir padişah olduğu propagandası başlatıldı. İşte “Kızıl”, yani kan döken Sultan lakabı bu sırada asıldı boynuna. Hadi Ermenilerin böyle demesini anladık; iyi ama bir tekini bile idam ettirmemiş olan Abdülhamid’e Jön Türkler neden “Kızıl Sultan” dediler? 1915’te yüzbinlerce Ermeni’yi tehcir ettirecek olanlar, 25 yıl önce Ermeni propaganda ordusunun neferleri olmakta sakınca görmemişlerdi.

2. Meşrutiyet düşmanıydı:
93 Harbi’nde Osmanlı topraklarının üçte biri kaybedilmişti. Bu çapta bir toprak kaybı karşısında meclisteki farklı milliyetlere mensup üyeler paniğe kapılmış, her biri kendi milletinin topraklarını kurtarma telaşına düşmüştü. Birleştirici olacağı ümidiyle kurulan meclis, tam tersine bölücü bir meclis olmuştu. İki seçenek vardı: Ya parçalanmaya seyirci kalmak ama meşrutiyetten taviz vermemek ya da meşrutiyeti askıya almak ama ülkeyi parçalanmaktan kurtarmak. Abdülhamid ikincisini seçti ki, aynı durumda devlet refleksi zaten başkasını yapmasına müsaade etmezdi.

3. Milleti cahil bıraktı:
Bilinenin aksine, Osmanlı tarihinin en canlı eğitim hamlesi, Abdülhamid dönemine rastlar. Sevan Nişanyan’ın hesaplamalarına göre Türkiye, Abdülhamid dönemiyle kıyaslanabilecek bir okullaşma düzeyine yeniden ancak 1950’li yıllarda ulaşabilmiştir. Mesela 1895’te TC sınırlarına tekabül eden bölgede bine yakın (835) ortaokul ve lise bulunuyorken 1923’te bu sayı 95’e düşmüştür. 1895’teki yüz bine yakın öğrenci sayısı (97.837), 1950-51 sezonunda aşağı yukarı aynı seviyede seyretmektedir (90.356). Öncesiyle kıyasladığımızda Abdülhamid dönemindeki eğitim patlaması daha görünür hale gelir. Tahta geçtiği yıl 250 olan rüşdiye sayısı 1909’da 900’e, 6 olan idadi sayısı 109’a çıkmıştır. 1877’de İstanbul’da sadece 200 tane modern ilkokul varken 1905’te 9 bine çıkmıştı. Her yıl ortalama 400 ilkokul açılmıştır ki, bu, Cumhuriyet döneminde bile kırılamamış bir rekordur
.
4. Denizciliğe düşmandı:
Abdülaziz döneminde dünyanın 3. büyük deniz gücü olmuştuk ama bu donanmanın sadece yıllık boya parası bile Denizcilik Bakanlığı’nın bütçesini aşıyordu! Abdülhamid “karacı” idi, kabul. Ama Atatürk de, İnönü de karacı idi. Demek ki, Türkiye’nin etrafı denizlerle çevrili bile olsa böylesine büyük bir deniz gücünü besleyebilecek ekonomik altyapısı mevcut değildi. Savaş gemisi alıp yeniden dışarıya bağımlı kalmaktansa Abdülhamid tercihini kara ve demiryollarından yana kullandı. İttihatçılar da, Atatürk de, İnönü de demiryoluna öncelik vermediler mi?

5. Keyfî sansür uyguladı:
Sansürün elbette savunulacak tarafı yok. Ancak PKK ile mücadele döneminde basının nasıl ağır bir sansür altında çalıştığını unutmadık. Sansür vardı, evet. Fakat siyasi konulara girilmemesi aynı zamanda edebiyatımızın görkemli eserlerinin ortaya çıkması gibi hayırlı bir sonuç da vermemiş midir? Hem Takrir-i Sükûn döneminde uygulanan “cellat sansürü”yle hiç mi hiç kıyaslanamaz Abdülhamid’inki.

image

Abdülhamid Han

6. Hafiye teşkilatı zararlıydı:
Hafiye teşkilatının topluma nefes aldırmadığını iddia edenler, aksi halde ne yapılması gerektiğini de söylemelidirler. Meydanı İngiliz, Rus, Fransız ajanlarına mı bırakmalıydı? Hafiyesiz, ajansız, casussuz bir devlet olur mu? Unutmayalım ki, Fransa’nın İstanbul büyükelçisi, Abdülhamid’in tahta geçtiği yıl sokaklarda Fransız Kralı’nın posterlerinin Ermeni hamalları tarafından satıldığını yazıyordu. Devlet Londra, Paris ve Petersburg’dan yönetiliyor, “Hasta Adam”ın kimin kucağında öleceği tartışılıyordu. Abdülhamid, iktidarın dizginlerine asılabilmek için hafiye teşkilatını kurmak zorundaydı. Elbette suistimaller olmuştur ama yakınlarından biliyoruz ki, Sultan her jurnali okuyor ama mutlaka yazanın adam olma niteliğine göre değerlendirmeye tabi tutuyordu.

7. Despottu:
‘İstibdad’ kelimesini ‘despotizm’ diye çevirmek yanlıştır. Hele totalitarizm hiç değil. Kaldı ki, İslam siyaset düşüncesinde “istibdâd” meşru yönetim şekillerindendi. Mesela İbn Haldun ‘istibdâd’ı tek adam yönetimi, yani otokrasi anlamında kullanır ve meşru yönetim şekillerinden biri kabul eder. Kaldı ki, önüne gelen idam cezalarını sürekli affeden birinin istibdâdın yetkilerini hangi yönde kullandığını da pekala görmüş oluyoruz.

8. 31 Mart’ı tertiplemişti:
31 Mart isyanında en ufak bir katkısının olmadığı kesin olarak ortaya çıktığı halde asırlık İttihatçı propagandanın etkisi hâlâ sürüyor. İsyanı araştırma komisyonu başkanı Yusuf Kemal [Tengirşenk], 31 Mart’ın Abdülhamid’in eseri olmayıp İttihatçılara karşı yabancı casus şebekeleri ile mürtecilerin teşebbüsleri olduğunu yazmıştır. Rıza Tevfik ise mahkemede şunları söylemiştir: 31 Mart uydurma ihtilali hazırlandığı zaman ben Talat Bey’e beyhude yere kardeş kanı dökülmesinin büyük bir cinayet olduğunu anlattım. Aldığım cevap şu oldu: “Ne yapalım, Cemiyetin paraya ihtiyacı var, bunu da ancak Yıldız Sarayı’nın hazinesi karşılayabilir.”

9. Hamidiye Alayları gereksizdi:
Hamidiye Alayları şunlara yaramıştı: 1. Askerlik yapmayan Kürtlerle kolluk kuvveti eksikliği giderildi. 2. Rus istilasına karşı caydırıcı oldu. 3. Kürtler ve konar göçerlerin dış güçlerce kullanılmasına engel oldu. 4. Aşiretlerin yerleşik hayata geçmelerini hızlandırdı. 5. Çocuklar İstanbul’daki Aşiret Mektebi’nde eğitilerek Osmanlılık bilinci edindiler. 6. Aşiret kavgalarının önüne geçildi. 7. Sükûnet sağlanınca Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun imarına çalışıldı…

10. Korkaktı:
Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem Bey’in dediği gibi “Abdülhamid’in korkak olduğunu sananlar yanılırlar. Korkak olmak şöyle dursun, tam tersine cesurdu.” Dolmabahçe Sarayı’ndaki bir bayramlaşma sırasında deprem olmuş ve tavana asılı 1,5 tonluk bir avize yere düşmüştü. O kargaşalıkta salonda kılı kıpırdamayan tek kişi, Abdülhamid’di. Keza yanı başında bomba patlarken bile metanetini yitirmemiş, öğleden sonra elçilerle mutad görüşmelerini dahi aksatmamıştı.

Kızı Ayşe Sultan’a söyledikleri karakterini iyi özetler:

“Kalbimde yalnız Allah korkusu vardır. Bir hadise olmadan evvel onu önlemek için telaş ederim. Ama tehlikenin içinde bunduğumu hissedersem icabında ateşe atılmaktan bile çekinmem.”

Yorumdan Alıntı:

Pâdişah hem zâlim, hem deli dedik,
ihtilâle kıyam etmeli dedik;
şeytan ne dediyse, biz ‘beli’ dedik;
çalıştık fitnenin intibahına.

Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
sade deli değil, edepsizmişiz.
tükürdük atalar kıblegâhına…
Rıza Tevfik

Etiketler:, , ,

8 Responses to Abdülhamid Hakkında Yanlış Bilinen 10 Şey

  1. Kemal ONUR dedi ki:

    @Yakup Buğra, Cihan isimli arkadaşımızın sayesinde öğrendim ben de, makalenin sonuna da ekledim. Gerçekten üzücü bir durum. Vatan sevgisiyle çırpınan bir idarecinin hemde bu kadar değerli bir idarecinin bu ithamlarla köşeye sıkıştırılması ve iftira atılması çok üzücü. Paylaştığın için teşekkür ederim.

  2. Yakup Buğra dedi ki:

    Rıza Tevfik, zamanında Abdulhamid’e en çok karşı çıkanlardanmış. Ama sonrasında anlamış kıymetini. Şiirin tamamı: http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp?id=41811

  3. Kemal ONUR dedi ki:

    @Cihan, bunu bilmiyordum, mükkemmel bir şiir. Teşekkür ederim, heryşey ortada:)

  4. Cihan dedi ki:

    Rıza Tevfik’in Sultan Abdülhamit Han’a yaptıklarından duyduğu pişmanlıkla yazdığı şiir ne kadar manidardır. Bir bölümünden kısacık bir alıntı yaptım.

    Pâdişah hem zâlim, hem deli dedik,
    ihtilâle kıyam etmeli dedik;
    şeytan ne dediyse, biz ‘beli’ dedik;
    çalıştık fitnenin intibahına.

    Dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
    bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
    sade deli değil, edepsizmişiz.
    tükürdük atalar kıblegâhına…

  5. Kemal ONUR dedi ki:

    @Cihan,
    1) Abdülhamid’e karşı yapılanlar bilinçli ve bazı gruplarca yapıldı, amaçları İslam Devletini yıkarak kültürümüzü yok etmekti. Katılıyorum!
    2) Osmanlı Devleti, ahlaki yapısı nedeniyle onların sömürgeci oluşumlarını zedeliyor, pazar oluşturmalarına engel oluyordu ve kutsal bildikleri topraklar bizdeydi(Yahudilerin). Yahudiler kendilrine ait gördükleri bir şeyi almadan bırakırlar mı? !!! Katılıyorum!
    3) Bugün hala bizi potansiyel tehlike olarak görmekte olduklarına KATILMIYORUM. Çünkü Türkiye onlar için herzaman aktif bir tehlike. Vatandaşlarımızdan bilinçli olanları zaten sürekli bu insanların önüne engel koymakta ve bilmeyenleri de bilinçlendirmekte. Bizle uğraşmalarının sebebi bu. Potansiyel olan ise heran lider olabileceğimiz ve bir anda çağın akışını değiştirip herşeyi altüst edebileceğimiz! Bu tarihimizde sürekli yaşanmış ve en son da Çanakkale Zaferi’mizde cereyan etmiştir. Koca bir devlet yıkılırken yerine küçük ama enaz eskisi kadar güçlü bir devlet kurmuşuz ve üzerimize gelen bütün saldırıyı püskürterek yüce bir ders vermişiz dünyaya. Korktukları bunun tekrar yaşanmasıdır ve bu kaçınılmazdır. Bir gün Türkler sancağını tüm dünyaya yayarak adaleti ve huzuru tekrar yeryüzüne indireceklerdir! Hala onlarla birebir savaşıyoruz ama son kozlarımızı daha paylaşmadık… Umarım eski gücümüze ve huzurumuza kavuşuruz:)
    4) Son 30-35 yıldır PKK terör örgü ve bazı haysiyetsiz grup ve şahıslarla son kozlarını kullanıyorlar. Katılıyorum!
    5) Eğer biz sımsıkı Allah’ın ipine yani İslam dinine sarılırsak ne aramıza nifak girebilir ne de kavgalar devam edebilir. İslam öyle bir çatı ki kendi içindeki ayrılıkları da kendi dışındaki oluşumları da bir araya toplayabilecek en muntazam çatıdır! Ne müslümanlar arasında bir ayrımcılık olur o zaman ne de ecnebi halklar arasında. Yüzyıllar boyu ermenisi, yahudisi, kürdü, hristiyani, sünnisi vs… yanyana, yardımlaşarak ve dostça nasıl yaşadılar Osmanlı sancağında? O günler uzak değil.

  6. Kemal ONUR dedi ki:

    @Yakup Buğra, önerin için sağol, imkanım olursa okuyacağım:)

  7. Yakup Buğra dedi ki:

    Mustafa Armağan’ın “Abdulhamid’in Kurtlarla Dansı” kitabını okumanızı öneririm

  8. Cihan dedi ki:

    2.Abdülhamit’e (rh.a)karşı yapılan propagandaların hemen hepsi siyonist dünya düzeni özlemi içinde olanların manipülasyonlarıdır. Bunlar Osmanlı’yı daha doğrusu İslam devletini yıkmak için yüzlerce yıldır masonik örgütlenmeleri kullanmışlardır; adı “jöntürk” veya başka bir şey olabilir önemli değil.Zaten Tanzimatla birlikte bu yıkım süreci hızlandırılmıştır.

    Çünkü İslam devleti, onların sanayileşmesiyle birlikte daha da belirginleşen kapitalist, sömürgeci, yağmacı anlayışlarını dünya geneline tatbik etme açısından karşılarında büyük bir engeldi. Üstelik bir de onlar tarafından kutsal kabul edilen topraklar Osmanlının elindeydi.

    Bugün global dünya düzeni adı altında, her türlü amaçlarına oldukça yakınlaşmış durumdalar. Ancak devlet ve milletimizi hala kendileri için büyük bir potansiyel tehlike unsuru olarak görmekte ve bizimle uğraşmaktan hiç vazgeçmemektedirler. Üstelik kutsal kabul ettikleri ve arzı mev’ud olarak adlandırdıkları toprakların bir kısmı yine bizim elimizdedir.

    Son 30-35 yıldır da, PKK denilen siyonistlerin kendi kurdukları terör örgütünü bize musallat etmek suretiyle oyunun son perdesini sahnelemeye çalışıyorlar.

    Eğer bizler Allah’ın ipine sımkısı sarılır ayrılığa düşmezsek; Allah Teala onların tuzaklarını boşa çıkaracaktır.

    Allah (c.c.) Kur’an-ı Kerim’de mealen buyurduki:

    “Ve o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek (çıkarmak) için tuzak kuruyorlardı. Ve onlar, bu tuzağı kuruyorlarken; Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah, tuzak kuranların (karşılık verenlerin) en hayırlısıdır.” (Enfal:30)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir