MENU
derkenar

DERKENAR

Anneler Günü

07 Mayıs 2011 Yorumlar (3) Okunma: 149 Derkenar

Güller ve Dikenler

Anneler Günü - Güller ve DikenlerBu yazı; Anneler Günü’nde annelere en büyük haksızlığın, içlerinden birini yılın annesi filan seçerek yapılacağını düşünen biri tarafından kaleme alınmaktadır. Çünkü o, annelik duygusunun ölçülemeyeceğine inanmakta, bu yüzden aralarında söz konusu edilebilecek bir seçimi (dolayısıyla yarışı), simgesel anlamda da olsa, abes bulmaktadır. Yine o, anneleri bireyselliklerinden soyutlayarak tek ve mutlak bir bütün olarak görmekte, her anneyi bütün annelerden yapılma bir şey olarak değerlendirmektedir. Tıpkı annelerin her çocuğu bütün çocuklardan yapılma bir şey olarak gördüğü gibi.”

Üstelik anneliğin yollarının güllük gülistanlık olmadığını da iyi bilmekte ve bu bilgisi her geçen gün biraz daha artmaktadır. Yine bütün anneler gibi. Ama yine de bu yazı bir yerinde böyle bir geçiş ifadesi ile (ama yine de), kaçınılmaz bir masala dönüşmektedir. Anneyle çocuğun masalına:

Hiç eskimez bu masal. Bir gece herkesler uykudayken bir tebessümüyle ilk ödülünü verir bebek anneye. “Bana gülümsedi. Bana gülümsedi…” Bu kadar kolay kanar anne. Ve bütün anneleri ortak olarak kuşatan duygu, bu gönüllü kendini veriştir. İlk dişi. İlk kelimesi. İlk çizgileri. İlk resmi. İlk okulu. İlk acısı. İlk acıtması. Sınırsızdır annelerin ülkesi. Öyle bedelsiz fethedilmekte, öyle kolay kendisini vermektedir ki. Üstelik bir kez yıkılınca, bir daha yapılmama riski hiç yoktur. Ve kuşkusuz bir kez yitirilip de bir daha bulununca kendisi olabilen tek şeydir anne yüreği. Dönen çocuk aynı değilse de bekleyen anne hep aynı kalmaktadır.

Çünkü şefkat her duygudan yukarıdadır.

Çünkü çektiği türlü suret acıların bahşişidir çocuk anneye, bağıştır. Bu türlü suret acıların sebebi o olsa da.

Ve, anne, yavrusunu hep kucağına ilk verildiği günkü bebek olarak hatırlamaktadır. Hayatı bu an ile ikiye ayrılmaktadır. Senden önce ve senden sonra.

Çünkü her doğum, ruhun ezelî ve ebedî hakikatle yüz yüze gelip gerisin geri dönmesidir. Açılan bir pencereden ötelere bakmaktır kısacık bir an. Göz kırpımı bir mesafeden. Ruhun bu dünyadaki bezm-i elestidir doğum her kadına.

Bu yüzden kadını üstün kılan tecrübe, biyolojik anlamda bir canlı üretmiş olmasından çok önce, daha yaşarken ezel ve ebedle yüz yüze gelmiş olmasından kaynaklanır. Bunu her kadın ifade edemese de hisseder.

Anneler anlar.

Kucağı bebek biçiminde yaratıldığı için midir, içinin her bebeğe böyle akması? Ve minicik bir bebeğin minicik bir kadını böyle güçlü kılması?

Başka türlü nasıl izah olunabilir ki küçücük bir kadının, bir yangının ortasına savunmasız yürümesine yetecek kuvveti aniden ve izahsız kendinde bulabilmesi?

Ağırlığının kat be kat fazlası yükün altına hesap yapmaksızın girebilmesi? Taşırsam taşırım, taşıyamazsam altında ezilmeye hazırım.

Emanetine iyi baksın diye şefkatle donatılan ona, bunca dayanma gücü göklerin ve yerlerin, alemlerin ve oluşun yaratıcısından vasıtasız gelmekte değil midir? Seninle benim sebebim aynı. Bu yüzden anneler çocuğunun çizdiği ilk resimlerde en fazla, sol tarafa yerleştirilmiş (görünmeyebilir de) kalbi görmektedir.

Bu sevginin bedeli daha bidayette, kan, ter, gözyaşı ve çığlıkla ödendiğinden midir annenin böylesine sabır taşı olması?

Sabır taşı çatlasa da annelerin susması.

Ve, sonraları o kadar çok vereceğinden midir başlangıçtaki bu kadarcık istemeleri? Yeşil erik, kiraz ağacı. Kekik kokusu, akasya dalı.

Adem kadar masum. Havva’nın bağışlanışı kadar inandırıcı.

Öyleyse doğrudur annelerin hakkının ödenmediği. Ama her anne bilmektedir ki kendi annesinin uykusuz kaldığı gecelerin hakkını, kendi çocuklarına uykusuz kaldığı gecelerde ödemektedir. Ve her anne, bebeğini hıçkırıklarını ninni yaparak uyuttuğu gecelerde, bir başka kadının hıçkırıklarını kendine ninni edinerek uyuduğu geceleri düşünmektedir.

Bütün annelerle. Dolayısıyla siz kendi annenizle. Ve ben kendi annemle. Yaşanmışlar kadar yaşanma ihtimali içerenleri de kendimize dert ettiğimiz için mi, ağır bir saatin tik taklannın boşluğa döküldüğü gecelerde, böylesine benziyor gözlerimizdeki korku birbirine?

Böyle olduğundandır herhalde gecenin saat sıfır üçlerine, bebeğin o denli yakışan naz kıpırdanışlarında sıcacık yatağımızdan aniden; ama aniden kopuvermemiz. Ya da uykuyu hiç bilmeden sabahı bulduğumuz yerde. Ateşi aniden düşüveren çocukla bir kez daha doğduğumuzdan mıdır yüzümüzde beliriveren aydınlanma.

Ah anlatamam.

Güllük gülistanlık bir yol hiç değildir annelerin yolu. Ama güldür anneye çocuğu. Dikenleri yüzünü ve ellerini yırtsa da. Gülüm benim diye sever yavrusunu.

Ve hangi anne dikenlerinden ürkerek gülden geri döner ki?

Nazan BEKİROĞLU

Çok sevdiğim ve her kitabını en az iki kere okuduğum, her okuduğumda kendisine bir kez daha hayran olduğum bir yazardır Nazan BEKİROĞLU. Bu yazısı da Mor Mürekkep adlı kitabından alıntıdır. Yaklaşan anneler günü vesilesiyle annelerimize bir de ‘anne’ gözüyle bakalım diye, sizlerle paylamak istedim…

Merve ÖZYİĞİT

Etiketler:,

3 Responses to Güller ve Dikenler

  1. ‘ Adem kadar masum. Havva’nın bağışlanışı kadar inandırıcı.’ çok güzel bir cümle…

  2. Feyyaz Anlı dedi ki:

    Güzel bir paylaşım

  3. mülemmel bir paylaşım olmuş. Yüreğinize sağlık Merve Hanım… Bununla ilgili benimde bir tavsiyem olacak… Güllerin Vedası. Bahattin Yıldız….

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir